kaanatmaca.mylivepage.com
 

This is my diary (Journal/Blog).You can comment on my entries. In some groups entries may be added by all website users.

Add to Favorites Send me an e-mail
Interesting websites
Visitors
Calendar
<
May 2012
>
MTWTFSS
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Subscription
E-mail: 
Top commentators
taukita Troter
Comments: 1
Other sites
zejglic
rebrain
r1d1ck AGGAA FAGGA
thehacker
hameedy hameed a
Back to homekaanatmaca.mylivepage.com / Blog

Get RSS


Entries
 ÇOÇUKLA İLETİŞİM KURMANIN YOLLARI
Posted by:kaanatmaca 2011 days ago 26.11.2006 00:38:43

 

ÇOCUKLA İLETİŞİM KURMANIN YOLARI

İletişim sosyal sürecin hayati noktasıdır.Özellikle çocukla kurulacak tutarlı ve etkili bir iletişim, çocuk eğitiminin ve mutlu bir yaşamın temel taşıdır.İletişimde kişiyi etkili kılan,insanlarla yapıcı olarak konuşmasını öğrenmedir.Aynı zamanda iletişimde temel ilke kabul etmedir.Başkalarını olduğu gibi kabul etmek ,ilişkileri kuvvetlendirmede en önemli etkendir.Bu nedenle çocuğa yakınlaşırken onu ana-baba veya öğretmen olarak olduğu gibi kabullenmeli ve bu haliyle sevdiğini ,önemsediğini hissettirmelidir. unutulmamalıdır ki çocuğu kendi isteklerimiz amaçlarımız yönünde programlamak değil çocuğun yetenek ve özelikleriyle yönlendirmek onu eğitmektir.Çocukla iletişim kurmanın en etkili yolu onu dinlemektir.Onu DUYMAK değil DİNLEMEK önemlidir.Çocuğun anlattığı önemsediği şeyleri pasifçe dinleyip tepkide bulunmamak duymaktır ve çocukla iletişime fazlasıyla zarar verir .Çocuk kendini değersiz hisseder.Olumsuz duygular yaşamasına sebep olur.Çocukta etkin bir iletişim kurmak için ,duygularını ifade etmek ona yardımcı olması gerekir.Genellikle çocuğu üzen-korkutan kötü duygulardan onu uzaklaştırmaya çalışırız .Oysa bu çocuğu daha çok üzer.Çocuk hissetmekle ve o an yaşamakta olduklarını karşıdan sözcüklerle duyduğunda rahatlar.Çünkü bir başkası ,onun iç dünyasında yaşadıklarını anlayabilmiş ve bunu dile getirmiştir.Çocuklarla devamlı uzun ve sıkıcı öğütler ya da mantıklı açıklamalar yerine bir şeyin ne kadar çok istendiğini ona hissettirin.Böylece çocuğun gerçeği kabullenmesi kolaylaşır.Günlük yaşamda gerek ebeveyn-çocuk gerekse eğitimci çocuk alanında yer yer mücadele yaşanır. Öyleki zamanla bu bir güç gösterisi savaşına dönüşür.Böylesi durumda yapılacak en mantıklı şey "çocuk olsaydım böyle bir durumda ben ne yapardım ? " sorusunu cevaplamaktır.Böylece çocuğun karşısında yer yer olmak yerine onun yanında olunacaktır.Çocuğun hatalarını şamar gibi yüzüne vurmak,problemi çözmek yerine,içinden çıkılmaz bir hal olmasına yol açar.Oysa sorunu dile getirip ,açıklık kazandırmak ,çocukların o anda yapmaları gerekeni kendi kendilerine bulmalarına yardımcı olacaktır.Çünkü çocuk suçlanmak yerine konu hakkında bilgilendiklerinde yapması gerekeni anlar.

ÇOCUĞUN AİLE İLE OLAN İLİŞKİLERİ

Anne-baba çocuk ilişkilerini ,içinde yaşanan toplumun etkisi belirler.Türk aile ve sistemine bakıldığında genelde otoriter kısıtlayıcı ,aşırı koruyucu ve kontrol edici bir yapının öne çıktığı, çocukların saygılı, baş eğici ,pasif,uysal kişilik yapısıyla biçimlendiği kurallarla uygun davranışlar ödüllendirilirken, aktif, sorgulayıcı, atılgan davranışların cezalandırıldığı görülmektedir. Başka bir deyişle toplumumuzda çoğunlukla pasif ve söz dinleyen çocuklar anne-babayla olumlu ilişkilerle girmekte, kendi görüşlerini ifade edebilen aktif ve girişken çocuklar ise çatışma kaynağı olmaktadır.Bu zamanla öylesi bir hale dönüşür ki çocuk -aile ilişkisi bir kazanma kaybetme gibi bir güç gösterisine dönüşür.Böylece bazen ebeveynler baskın çıkarak çocuk kaybeder, ya da çocuk baskın çıkarak anne babasına kaybettirir.Bu yöntemlerin her ikisi de son derece sağlıksız sonuçlar doğurur.En güzel ve sağlıklı çözüm ,içinde -kaybeden tarafı olmadığı-bir yöntem üretebilmektir.Yeni ebeleyen ve çocuk sorunu karşılıklı doyum ilkesi içinde çözmelidir.İhtiyaçlar karşılıklı dile yetirilmeli ve sorun iki tarafın kabul edebileceği şekilde çözümlenmelidir.Burada önemli olan tarafların kendi ihtiyaç ve haklarını gözetmesi kadar, karşıdakinin ihtiyaç ve haklarına da saygı göstermesidir.Yeni bir uzlaşı noktasında birleşmektir.Anne babalar çocuk eğitirken genelde üç gurupta toplanabilecek davranışlar sergilerler,Bunlardan ilki Denetleyici yaklaşımdır.Burada anne- baba davranışlarının ortak yönü çocuğun tutum ve davranışını değiştirme yaklaşımıdır.

Bunu yaparken de tehdit ve şiddet kullandıkları gibi sevgiyi esirgeme ,küsme ya da aşağılama gibi tepkiler gösterirler Bu aşamada çocuk ,hangi davranışın hangi tepkiyi alacağı konusunda bir fikre sahip değildir .Çocuk korku temelinde büyüdüğü için korkutulmuş sindirilmiş ya da isyankar bir birey olur. Bazen her ikisi bir arada bulunabilir.Diğer bir yaklaşım tarzı destekleyici yaklaşımdır.

Burada çocuğa yakın ilgi gösterilir (hatta sözle veya dokunarak belirtilir),onunla ortak faaliyetlerde bulunulur ve en önemlisi çocuğun benliği onaylanır.Böylece çocukta sağlıklı bir psiko sosyal gelişim yaşanır ve ebeveynlerin beklentilerine daha olumlu cevap verir.

Çünkü çocuk ailesi tarafından olduğu gibi kabullenip ,sevilmiş ve desteklenmiştir.Üçüncü yaklaşım ise pasif yaklaşımdır ki burada aile çocuğun etkinlikleri karşısında son derece ilgisiz ve kayıtsızdır Böylesi ailede yetişen çocukların öğretmen ve arkadaşlarına karsı olumsuz davranışlar sergilediği ve eşyalara zarar verdiği gözlemlenmiştir.Ailelerin aklında bulundurması gereken en önemli unsur ,çocuk bireysel özelikleri ve kapasitesine göre beklenti düzeyi geliştirmektir.Çocuk eğitiminde aile öyle bir yerde durmalıdır ki çocuk her an anne-babanın yanında olduğunu bilerek destek bulsun ,hem de onların hiç görmeyerek özgür hissetsin.

ÇOCUĞUN OKUL VE ÖĞRETMENLE OLAN İLİŞKİLERİ:

Aileden sonra okul,çocuğun ilk temel toplumsallaşma kurumu niteliğini taşır.Çocuk okula başladığında çevresinde uygulaması gereken kurallarla ,özümsenmesi beklenen bilgileri bulur.Eğer birlikte yaşamaya yatkın ve okul olgunluğundaysa uyum da zorluk çekmez.Sınıf içi ve dışı etkinliklere katılır .Kendini ifade etmede zorlanmaz .Tam tersine kişilik özeliği ya da ailenin yanlış tutumu sonucu ,toplu yaşama,çalışma ve oynamaya yatkın değilse okula uyumda zorlanır.Çocuğun okula başlama konusunda hazır bulunuşluğu farklıdır.Bu farkı göz ardı etmek sağlıksız sonuçlar doğurabilir.

*Okul ve Öğretmen:Öğretmenini öğretim yılı başında sergilediği tutum önemlidir.Bu tutum olumsuz davranışları pekiştirebildiği gibi daha iyi ve doyum sağlayıcı bir okul hayatı için yeni umutlar yaratabilir .Her çocuğun kendini duygusal ve sosyal açıdan güvenli hissedebileceği,korkularını ve güvensizliğini yenebileceği öğretmeninin ve arkadaşlarının ona gülmeyeceği bir ortama ihtiyacı vardır. Ancak bundan sonra çocuk korkularını ve güvensizliğini yenmeye ve okulda başarılı olmaya başlaya bilir.Ailesi tarafında gerekli ihtiyaçları karşılanmayan ve kendine güveni olmayan çocuktan okulda yardım olmaksızın kendine olan güvenini geliştirmez beklenmez.Bu durumda öğretmene önemli bir rol düşmektedir.Çocuğa başarabileceği görev ve sorumluluklar verilmeli sınıf gazetesini yönetme ,müzik kolu başkanlığı ,sınıf başkanlığı gibi fırsatlar tanınmalıdır.Böylece çocuk ,yeni yetenekler geliştirebilir.Kendini olan güvenini kazana bilir ve daha önemli başarılar için motive olabilir.Başarısız çocuklara yardımın en önemli öğelerinde biri,başarı tecrübeleri yaratılarak güvenini güçlendirmektir.Çünkü öğrenmekten ve keşfetmekten doğan heyecan ve memnuniyeti tadamamış çocukların normal okul çalışmaları konusunda yeterince gayretli olmaları beklenemez.İlk olarak bir arkadaşıyla birlikte sınıfta bir şeyler sunmak ,ortak ilgileri üzerine bir şeyler konuşmak ,dersin belirli bir konusunun sunulmasının paylaşılması ,bu ilk tecrübelere fırsat hazırlar Zira başarısız çocuklar düşük performansları yüzünden bir türlü gerçekleştirmedikleri paylaşmaya şiddetle ihtiyaç duyarlar.Başarısız çocuk ,genellikle kaybetmekten korkar.Öğretmen çocuğun zayıflıklarında n çok,iyi ve güçlü taraflarından yararlanarak bu korku ile başa çıkmasında yardımcı olabilir.Başarısız çocuk ,öğretmenin kendisini anladığından emin olduğu taktirde onu memnun etmek amacıyla bir çaba içine girebilir İyi bir ödevin ardından çabasını takdir edilmesi sonucu ,çocuk her türlü okul faaliyetiyle daha fazla ilgilenmeye başlayabilir.Ancak bütün bunları yaparken öğretmenin çok sabırlı olması gerekir .Yeterlik duygusu yüksek olan öğretmen ,öğrenci girişimciliğini teşvik eden,onu destekleyen ,bireysel ihtiyaçlara eğilen ,sınıf kontrolüne (disiplinine) az zaman ayıran kişidir.Böyle bir öğrenme ortamı başarı düzeyini artırır. Bunun tersine düşük yeterlik duygusu içindeki öğretmenler çocukları öğrenmeye motive edememekte ve başarısızlık tohumu ekmektedir.Aynı şekilde öğretmen düşük beklenti geliştirdiği öğrencilere genellikle daha az soru sormakta Kısaca,düşük beklenti geliştirilen öğrenciler öğretmenlerinden daha az olumlu,sıcak,kişisel ilgi ve sözler olmayan iletişim almaktadır.Oysa yüksek başarı için,yüksek motivasyon ihtiyaç bulunmaktadır.

Öğretmenin beklentisinin düşük olması daha az övgü ve dikkat Öğretmenin Öğrencide başarı konusundaBeklentilerinin beklentinin az olmasıdaha da azalması Daha az çaba sarfetme ve daha kötü notlar Okul başarısızlığı bir kısırdöngüdür.Bu döngü, ancak öğretmenin beklentisini yüksek tutarak öğrenciyi motive etmesiyle kırılabilir.

ÇOCUĞUN ARKADAŞLARIYLA OLAN İLİŞKİLERİ

Arkadaş İlişkileri:Arkadaşlık gereksinmesi bebelik dönemine kadar uzanır.Ağlayan bebek,yanına bir başkasının yaklaştığını görünce susar.Çocuklar arkadaşlığa ,sadece doyum sağlamak için değil ,aynı zamanda deneyim kazanma amacıyla da gereksinme duyarlar .Çocuklar diğerleriyle birlikte ola ola,grup isteklerini ve kabul edilen davranışı öğrenirler.12 aylık bebekler yan yana getirdiklerinde ,bir karşılıklı ilişki kurma (interaction) isteği görülür.Birbirlerine bakar,yaklaşır,keşfeder ve daha sonra oyuncaklarını paylaşırlar.Ancak bu temaslar çok kısa sürelidir.Bu tür karşılıklı ilişkilerin pek azının süresi bir dakikayı geçer.Yaşamın ikinci yılında yaşıtlar arası ilişkiler daha karmaşık ve çeşitlilik gösteren bir hal alır.Ve 3 yaşına gelindiğinde ,çocuklar yaşıtlarıyla ilişki kurmada kendilerine özgü ve kalıcı yöntemler geliştirmiş olurlar.Bazılarında olumsuz sosyal tavırlar görülür.Bunların kurdukları ilişkiler tartışma ,saldırı ve daha sosyaldirler.Bunlarda yaşıtlarına bir şeyler verme,değerleriyle birlikte faaliyette bulunma ve sevgi gösterileri görülür.3 ve 4 yaşları arasında yaşıtlarla kurulan arkadaşlıkların sayısında artış 6olur.Anaokulu,yaşıtlarla birlikte olma ve onlarla faaliyette bulunma konusunda geniş olanaklar sağlar Ana baba ve öğretmenler ise,çocuğu sosyal faaliyetlere katılması için destekler Dıştan gelen bu desteklere ek olarak çocuğun gelişen bilişsel ,sosyal ve iletişimsel becerileri yaşıtlarıyla daha başarılı ilişkilere girmesine olanak hazırlar (5).

Okul öncesi kurumlardaki 2-6 yaş çocuklarının sosyal etkileşimi,uzmanlarca farklı yöntemlerle ele alınmıştır. Uzmanlardan bazıları araştırmalarda "Gözlem Yöntemleri" ni kullanırlarken, diğerleri "Sosyometrik Teknikler"e ağırlık vermişlerdir. Çalışmalar,arkadaşlığın zamanla tutarlılık kazandığı yolunda birleşmektedir. 2-3 yaş çocuğu,oyun arkadaşını çabucak değiştirebilir ve sınıfta başka bir arkadaşını sevdiğini söyleyebilir.5 yaşlarında ise,çocuğun artık uzunca bir süre beraber olduğu bir ya da iki arkadaşı vardır.Okul öncesi dönemi çocuklarının kişilik özelliklerini inceleyen Harput (1970),bu dönemdeki çocukların büyük bir bölümünün sosyalleşmesi arkadaş canlısı ve dışadönük olduklarını saptamıştır Saldırganlık davranışını konu alarak ele alan Feshbach (1970), " 2-5 Yaş çocuklarında sosyal Davranışının İncelenmesi" konulu 14 araştırmadan 97 sinde,özellikle erkek çocuklarda saldırgan tavır alışlar saptamıştır.

4 yaşından önce çocuklar,normal olarak beraber oldukları,kişilerin oyun arkadaşları olmasını isterler. Onlarla oyun faaliyetlerini paylaşmak arzusundadırlar.Bu dönemde çocuklar,kendileriyle oynayacak bir ya da iki arkadaşlarını seçerler.Önceleri seçtikleri oyun arkadaşları her iki cinsten olabilir.Ancak okula girmeye hazırlandıkları sırada .çocuklar oyun arkadaşlarını kendi cinslerinden seçmeye özen gösterirler.Çünkü sosyal baskı nedeniyle kendi cinslerine uygun oyunlar oynamayı öğrenmelidirler.Çocuk ilkokula başladığında,arkadaşlarının sayısı ve bunların çocuktaki etkisi anaokulundakilere göre daha çoktur.Çocuğun arkadaş sayısında görülen artışa rağmen ,bu dönemde henüz yakın arkadaşlıklara rastlanmaz.Oysa ,son çocuklukta arkadaşlıklar sayı açısından değil ,yoğunluk açısından artış gösterir.

Okul döneminde çocuklar,arkadaşlarını çoğunlukla yakın çevrelerindeki komşularından seçerler.Ancak seçimi yaparken,kendi yaşlarına ,cinslerine ,zihinsel ve sosyal düzeylerine uygun olmalarına özen gösterirler Yıllar ilerledikçe ,arkadaş seçiminde ,yardımseverlik ,dürüstlük,sağduyu sahibi olmak arkadaş canlısı olmak gibi kişilik özellikleri ön sırayı almaya başlar.

Guruplaşmalar ve(Çete Çağı):

Çocuk okula girdikten ve başka çocuklarla ilişki kurmaya başladıktan sonra ,evin civarında yalnız başına ya da bir,iki arkadaşla oynama hevesini kaybeder.Artık o,yalnız başına kalmayı can sıkıcı bulur. Gezilirde, davetlerde veya aile toplantılarda anne babasıyla birlikte bulunmayı arzu etmez.Bu çağda kişisel oyunlardaki ilgi,gurup oyunlarına çevrilir ve arkadaşsız oyun önemini yitirir.Çocukluğun sonlarına doğru arkadaş gurubunun daha etkili oluşunun,kısmen çocuğun zamanının büyük bir bölümünün arkadaşlarıyla birlikte geçirmesini rolü vardır.Çocuğun içine girdiği bu çağa ,sosyal bilincin çok hızlı geliştiği bir dönem olması nedeniyle (Çete Çağı)"Geng Age" adı verilir.Çeteler son çocukluk yıllarının normal sosyal guruplaşmalar-dır. Çete,dışarıdan herhangi bir yardım görmeyen ve sosyal bir hedefi olmayan,kendiliğinden oluşan yöresel bir guruptur.Ortak ilgilere sahip çocukların oluşturdukları oyun guruplarıdır.Anne babaların,öğretmenlerin ya da gençlik liderlerinin herhangi bir desteği olmadan ,çocuklar tarafından kurulmuştur.Bu guruplar,çocukların kendi gereksinmelerine uygun bir toplum meydana getirmeleri için kendiliğinden bir çabanın sonucu oluşurlar.Çete ,otorite itibariyle yetişkinlere düşman olabilirler.Bununla birlikte çeteler,ne yetişkini onayına gereksinim duyar,ne de dışarıdan herhangi bir kontrole bağımlı olmak isterler.Onlar,kendi otoritelerini kendileri sağlarlar.Çocuk ,aile çemberinden ,içinde akranlarının bulunduğu dünyaya doğru kaydıkça,bu kimselerle birlikte olmaktan daha çok doyum sağlamayı öğrenmek zorundadır.Utangaç olsun olmasın,yabancılara dostça yaklaşma yollarını öğrenmelidir.O,artık "akran gurubunu" bir bireyi olur.Bu gurup giderek çocuğun davranış ve tavırları üzerinde etkisini gösterecek ve aile gurubunun yerini alacaktır.Bu akran gurubu ,"birlikte duyan ve hareket eden aşağı yukarı aynı yaştaki kimselerin kümesi"olarak tanımlanabilir.Çocukların ev dışı çevrelerindeki arkadaş ve diğer erişkinlerle olan ilişkileri ,olumlu ve doyum verici biçimde ise,onlar bu türlü bir sosyal ilişkiden memnun kalacaklar ve aynı ilişkilerin yenilenmesini isteyeceklerdir.Aksi gerçekleştiğinde ise,dış dünyayla ilişkilerini kesecekler ve aile üyelerine döneceklerdir.6 yaşından 8 yaşına doğru gurup oyununda giderek bir artma görülür.Bu değişmeye koşut olarak sosyalleşmede de belirgin bir artış meydana gelir.Çocuk daha az bencil ve saldırgan ,buna karşılık ,daha fazla grup bilincine sahip ve yardımsever olur. Tipik bir çocuğun oyun gurubu (ya da çete gurubu ) ortak ilgileri olan çocuklardan oluşur.Bu gurubun temel amacı ,hoş vakit geçirmektir.Yapılan bazı araştırmalar ,neşeli ,iyi,arkadaşça olmak,ilgi ve zevk benzerliği,yakın oturmak gibi faktörlerin arkadaş seçiminde önemli etkenler olduğunu göstermiştir. 6-7 yaşından itibaren kızlar ve erkekler ,,kendi cinslerinden oluşan guruplarıyla birlikte oynamaktan büyük bir zevk duyarlar.Yaklaşık olarak 7 veya8 yaşlarında 11 veya 12 yaşlarına kadar olan son çocukluk çağında ,söz konusu çocuk gurupları 6 kişiden 10 kişiye kadar yükselir.Fakat bu guruplar ,üyelik bakımından hala kesinleşmiş ve mükemmelleşmiş değildir.Gurup giderek kendi hareket tarzını kurallarını geliştirir.Bu ,üyelerin hile yapmadan oynamalarını sağlamak ,gurubun giriştiği işde herkesin kendi payına düşeni yapmasına olanak hazırlamak şeklinde gerçekleşir.Yaşın artmasıyla birlikte ,hem çocuğun ilişkide bulunduğu gurubun büyüklüğünde,hem de gurup faaliyetlerinin süresinde bir artış vardır.Oyun gurubu zamanla çocuğun yaşamına hükmetmeye başlar.Ona birtakım kavramlar kazandırır.Bunlardan bir bölümü doğru,bir bölümü yanlıştır.Bir gruba ait olma,çocuğu sadece arkadaş ve eğlence sağlamakla kalmaz,aynı zamanda ona gurur ve statü duygusu da verir.Sonuç olarak çocuk,gurubuna karşı güçlü bir bağlılık duygusu beslemeye başlar.

Tek başına ele alındığında , kollektif oyun faaliyetinin ,çocuğu bencillikten kurtarması,işbirliğini geliştirmesi ve insanların birbirlerine gereksinmeleri olduğunu göstermesi bakımından önemi büyüktür.Çocuğun arkadaş gurubu,onun sosyal tavırlarını etkiler.Bu sosyal tavırlar,çocuğun genellikle diğer bireylere ve sosyal yaşama karşı tüm tutum ve davranışlarını içerir.Bir dereceye kadar ailede kazanılan bu tavırlar ,çocuğun arkadaş gurubuyla olan deneyimleri sonucu değişebilir.Genel bir kural ,okul öncesi dönemde aile içi deneyimler,okul döneminde de aile dışı deneyimler,kişilik oluşumu ve yapılanmasında büyük bir önem taşımaktadır.

                                                                                                                     

 

MAHMUT AVŞAR

                 REHBER ÖĞRETMEN

Comments: 0   Views: 2467   Group: General  

 No subject
Posted by:kaanatmaca 2011 days ago 26.11.2006 00:37:15

 

DISIPLIN SAGLAMADA ÖGRETMENLERE ÖNERILER

 

1. Ara sıra ufak tefek disiplin olaylarını şakaya dönüştürün.
2. Eğlenceli durumlarda sınıfla birlikte gülerseniz sınıfı kontrol edemez hale gelmekten korkmayınız.
3. Öğrencinin hiç bir soru sormaksızın itaatkar davranmasının arzu edilir bir şey olmadığını biliniz.
4. Bir öğrenciyi uyarmanız gerekiyorsa bunu herkesin önünde yapmayınız.
5. Disiplin sağlamanın birçok öğretmenin iddia ettiği kadar önemli bir sorun olmadığını unutmayınız.
6. Bazen öğretmenlerin tutumu yüzünden de öğrencilerin disiplin kurallarına uymadıklarını aklınızdan çıkarmayınız.
7. Öğrencilerinizde kendi kendini disipline edebilme alışkanlığı geliştirmeye çalışınız. Kötü bir davranışın her şeyden önce kendi kişiliğine karşı bir saygısızlık olduğunu belirtiniz.
8. Unutmayınız ki öğretmenin sınıfta disiplin sağlamak için çok sert olması gerekmez.
9. Suçluyu bulamadığınız zaman tüm sınıfı cezalandırmaktan kaçınınız.
10. Disiplin problemlerine mani olmak, bir kere olduktan sonra onu düzeltmek için uğraşmaktan daha kolaydır.
11. Disiplin problemi sizi aşmadıkça başkalarına duyurmayınız.
12. Derhal önlem alınması gereken durumlarda ya da sınıfta ders yapmanız imkansızlaştığı hallerde idareye haber veriniz.
13. Sınıfta disiplini bozan bir davranış oluştuğunda tepkide bulunmadan önce biraz düşününüz.

 

  MAHMUT AVŞAR

Rehber ÖĞRETMEN

Comments: 0   Views: 13126   Group: General  

 ANLAMA VE ÖĞRENME
Posted by:kaanatmaca 2011 days ago 26.11.2006 00:33:07

 

ANLAMA ILE ÖGRENME ARSINDAKI FARK

 

    Anlama algı alanına giren olayları herhangi bir araca başvurmadan doğrudan   doğruya kavramaktır.  Öğretmen konuyu anlatırken kavramlar arasındaki bağı oluşturabilir ve konuyu anlayabilirsiniz. Ancak konu henüz  öğrenilir hale gelmemiştir. konunun öğrenilir hale gelmesi için şu üç koşul gerekir.

Derste anladığınız konuları tekrar etmek    

Mümkünse kavradığınız bilgileri günlük yaşamda uygulamak

konuyla ilgili soruları doğru olarak çözmek

 öğrenmenin ölçütü konuyla ilgili soruları doğru olarak yanıtlamaktır.derslerde anladıklarınızı davranışa dönüştürmeniz gerekir. Yani sınavlardan iyi puanlar almanız bunun göstergesidir.Derslerde anladıklarınızı davranışa dönüştüremezseniz,konuyu anlasanız bile öğrenmiş sayılmazsınız.

konuyu anlayıp anlayamadığınız zaten sınavlarda aldığınız puanlardan belli olur. Kötü not aldığınız zaman sorular zordu,iyi çalışmamıştım gibi savunma mekanizmalarıyla kendinizi aldatmayınız. Yapamadığınız soruları öğrenmeye çalışınız..                       

 

BASARIYI YAKALAYABILMEK

 

Araştırmalara göre başarıyı yakalayabilmenin 15 prensibi şöyle;

Belirlenmiş bir hedefin olması

Kendine güvenip başarıya ulaşabileceğine inanma

Her şeyden tasarruf alışkanlığı

İnisiyatif gösterebilme ve yönlendirebilme

Hayal gücü ve yeni şeyler üretebilme

Coşku ve gayeye dört elle sarılabilme

Otokontrol ve sezgi ile mantığı  yerinde kullanabilme

Kendinden beklenenden daha fazlasını verme alışkanlığı

Cana yakın kişilik

Çabuk ve mantıklı karar verebilme

Konsantrasyon kabiliyeti

Başkalarıyla uyum ve işbirliği

Hatalardan ders alabilme

Hoşgörü

Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapmamak

 

MAHMUT AVŞAR

Rehber öğretmen

 

Comments: 0   Views: 244   Group: General  

 EĞİTİM ÖĞRETİMDE OYUN
Posted by:kaanatmaca 2011 days ago 26.11.2006 00:32:13

 

                                   EĞİTİM ÖĞRETİM FAALİYETİNDE OYUN

Oyunun Adı: Şef Der ki

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Çocuklar dirseklerini masaya dayar, ellerini yukarı kaldırıp bekler. Öğretmen (şef) oyuna başlar:

•2.       Şef derki; parmaklar aşağı. (Parmaklar masaya bakar.)

•3.       Şef der ki; parmaklar yukarı. (Parmaklar yukarı kaldırılır.)

•4.       Şef der ki; parmaklar sallansın. (Parmaklar yukarıdaysa yukarıda, aşağıdaysa aşağıda sallanır.)

•5.       Şef der ki; dedikten sonra oyunu yöneten sesini çıkarmaz, hiçbir hareket yapmazsa çocuklar da eski durumda kalırlar.

•6.       Öğretmen; çocukları yanıltmak için söylediğinden başka bir hareket yapabilir. Bu sırada öğrenciler, öğretmenin dediğini yapmalı fakat yaptığını yapmamalıdır.

 

Oyunun Adı: Tünel Topu

Araç - Gereç: Top

Uygulama: 

•1.       Öğrenciler birbiri arkasında sıralanır, bacaklarını açar beklerler.

•2.       En önde duran öğrencinin eline top verilir.

•3.       Öğretmenin işareti ile elinde topu tutan öğrenci; eğilerek topu, arkada bekleyen öğrenci arkadaşına verir.

•4.       O da arkasındakine verir.

•5.       Top en arkadaki öğrenciye geldiğinde topla koşarak en öne gelir.

•6.       Oyun, her öğrencinin sıranın önüne gelip topu bir kez atmasına ile son bulur.

 

Oyunun Adı: Ayaklarını Islatma

Araç - Gereç: İp

Uygulama: 

•1.       Oyun alanına birbirine paralel olmayan ve gittikçe daralan iki çizgi çizilir. (Çizgi yerine çamaşır ipi olsa oyun daha çekici olur.)

•2.       Çizginin dar uçlarının açıklığı 30-40 cm, geniş uçlarının açıklığı 60-70 cm olmalıdır.

•3.       Bu iki çizgi arası bir dere olarak adlandırılır.

•4.       Öğrenciler bir taraftan hız alarak bu dereden atlamaya çalışırlar.

•5.       Atlarken dereye düşen ayaklarını ıslatmış olur.

•6.       Birkaç atlama sırasında ayaklarını ıslatmayan öğrenci başarılı olmuş olur.

•7.       Öğrenciler derenin geniş yada dar yerinden atlamakla serbesttirler.

 

Oyunun Adı: Arı - Avcı - Serçe Oyunu

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğrenciler tutuşarak bir halka yaparlar.

•2.       Bu halkanın dışında üç oyuncu eşit aralıklarla yerini alır.

•3.       Bunlar sıra ile arı, avcı, serçe olurlar.

•4.       Öğretemenin işaretiyle oyun başlayınca arı, avcıyı sokmak için; avcı, serçeyi vurmak için; serçe de, arıyı yemek için halkanın dışında kovalamaya başlar.

•5.       Yakalanan öğrenci, oyunu bitirmiş sayılır. Oyuna yeniden başlanır.

 

Oyunun Adı: Kırkayak

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğrenciler birbiri arkasına dizilir, kollarıyla öndeki arkadaşının bellerinden sıkıca tutarlar.

•2.       En önde olan kırkayağın başı, en sondaki de kuyruğu olur.

•3.       Öğretmen işaret verdiği zaman; kırkayağın başı, kuyruğu yakalamaya çalışır.

•4.       Kuyruk olan sondaki öğrenci de arkadaşlarından kopmadan sağa sola kaçar.

•5.       Kırkayağın başındaki öğrenci, Kuyruğa dokunabilirse oyunu kazanır.

•6.       Dizi koparsa kırkayak ölür ve oyuna yeniden başlanır.

 

 

Oyunun Adı: Canlı Top

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Çocuklar arasından bir ‘top' seçilir.

•2.       Top seçilen öğrenci çömelir, ellerini dizinin üzerine koyar.

•3.       Diğer bir öğrenci de onun yanına gelir ve bir elini başının üstüne koyar.

•4.       ‘Topum sıçra' dediği zaman, öğrenci ayak uçlarından hız alarak ufak ufak sıçramalar yapar.

•5.       Topla oynamak isteyen ise; elini yukarı aşağı indirir kaldırır, topla oynama taklidi yapar.

•6.       Belli bir süreden sonra yer değiştirilir, yeniden oynamaya başlanır.

 

Oyunun Adı: Sahile - Havuza

Araç - Gereç: Tebeşir

Uygulama:

•1.       Oyun alanına büyük bir daire çizilir.

•2.       Öğrenciler geniş aralıklarla bu dairenin dışında sıralanır. Yüzleri daireye dönüktür.

•3.       Öğretmen önce; ‘Çocuklar ortada bir havuz var. Ben ‘havuza' dersem, herkes havuzun içine ayak üstü atlayacak; daha sonra ‘sahile' dediğim zaman, çizgiye basmadan sahile sıçrayacaksınız yani çizgi dışına çıkacaksınız. Geç kalan, atlarken havuza düşen oyunda başarısız sayılacak .' der.

•4.       Bir kaç deneme yapıldıktan sonra oyunun biraz daha zor bölümüne geçilir.

•5.       Öğretmen yanıltmak için, ‘Sahildeyken sahile, havuzdayken havuza' der, öğrencileri şaşırtır.

•6.       Şaşıran olursa oyundan çıkarılır.

 

Oyunun Adı: Ayak Yere Basmaz

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğrenciler arasında bir ebe seçilir.

•2.       Diğer öğrenciler, belirlenmiş bir alan içine dağılırlar.

•3.       Ebe ayağı yere basanları kovalamaya başlar.

•4.       Diğer öğrenciler de; kendini kurtarmak ve yakalanmamak için ayaklarını yerden kesmeye çalışırlar. (Bir yere oturup ayakları yukarı kaldırabilir yada isterse bir taşın üzerine çıkabilir.)

 

Oyunun Adı: Mektup Var

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Bütün öğrenciler bir doğru üzerinde dizilir ve hepsine birer ‘şehir' adı verilir. Ayaklarının etrafına da birer daire çizilir.

•2.       Öğrencilerin dizildiği çizginin orta hattında ve 15 - 20 m uzaklıkta da bir kale yapılır.

•3.       Öğrencilerin 5-6 m önünde ebe durur.

•4.       Bütün öğrencilere ‘Size bir mektup vaaaar!' diye bağırır.

•5.       Öğrenciler de hep bir ağızdan ‘Neredeeen!' diye bağırırlar.

•6.       Ebe ; ‘Trabzon'dan' diye bağırırsa evvelce Trabzon adını alan öğrenci yerinden fırlar ve ebeyi tutmaya çalışır.

•7.       Ebe de tutulmamak için kaleye kaçar. Kaleye gelmeden yakalanırsa ebeliği devam eder. Yakalanmazsa adı söylenen ebe olur.

 

Oyunun Adı: Söylenti

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğrenciler daire şeklinde otururlar.

•2.       Baştaki öğrenci bir kelimeyi yada cümleyi yanındakine fısıldar.

•3.       Bu öğrenci de diğerine fısıldar.

•4.       Son öğrenci kendisine söyleneni sesli olarak söyler.

 

 

 

 

 

Oyunun Adı: Boynuzlar Havaya

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğretmen, boynuzlu bir hayvanın boynuzunu (keçinin boynuzu) dediği zaman öğrenciler ellerini yukarı kaldırır.

•2.       Boynuzu olmayan bir hayvanın boynuzu denirse (tavşanın boynuzu) ellerini kaldırmayacaklar.

•3.       Yanıltmak için boynuzu olmayan bir hayvan söylenirken el kaldırılabilir.

 

Oyunun Adı: Uçtu Uçtu

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğretmen, ‘Uçtu uçtu' dedikten sonra uçan bir hayvanın adını söylerse öğrenciler kollarını kanat çırpar gibi yanlarda açıp kapayacaklar.

•2.       Söylenilen hayvan uçmuyorsa herkes olduğu gibi kalacak, hiç hareket etmeyecek.

 

Oyunun Adı: Kedi İle Fare

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğrenciler el ele tutuşup bir halka olur, yüzleri halkanın ortasına dönüktür.

•2.       Bir öğrenci seçilir, bu ‘kedi'dir. Halkanın dışında yer alır.

•3.       Başka bir öğrenci de fare olur. Halkanın içinde yer alır.

•4.       Kedi, ‘Ben kediyim.' diye seslenir.

•5.       Fare de ‘Ben fareyim.' diye cevap verir.

•6.       Kedi, ‘Seni yakalayacağım.' deyince fare de ‘Yakalayamazsın.' cevabını verir.

•7.       Kedi halkanın içindeki fareyi yakalamak isterken halkadaki öğrenciler -bozulmadan- buna engel olmak isterler.

•8.       Diğer yönden farenin kaçışı için ona yol verirler.

•9.       Fare yakalanınca oyuna yeniden başlanır.

 

Oyunun Adı: Şefin Yaptığını Yap

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğrenciler birbiri arkasında sıralanır. En önde bulunan grubun şefidir.

•2.       Şef hangi hareketi yaparsa arkasında bulunanlar da aynı hareketi yapar.

•3.       Hareketleri yapamayan, beceremeyen öğrenciler sıranın en arkasına geçer.

•4.       Öğretmenin işaretiyle şef değişir, arkasındaki şef olur.

 

Oyunun Adı: Bülbül Kafeste

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğrenciler el ele tutuşarak halka oluştururlar.

•2.       Ortasında 3-4 çocuk bülbül olur ve ‘cik cil' diye dolaşmaya başlarlar.

•3.       Halkadaki öğrenciler hep beraber: ‘Bülbül kafeste, bülbül kafeste' diye şarkı söylerler.

•4.       Bülbüllerin dışarı kaçmalarına engel olmak isterler.

•5.       Kafesten kaçamayan bülbül kalmışsa; halkadaki öğrenciler: ‘Öt bülbülüm öt' derler.

•6.       Bülbüller de ‘Cik cik' diye öterler.

•7.       Halkadaki öğrenciler de ‘Güzel öttünüz, gelin aramıza karışın derler.' ve oyuna yeniden başlarlar.

 

Oyunun Adı: Öt Kuşum Öt

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Öğrenciler arsından bir ebe seçilir, gözü bağlanır.

•2.       Öğrencilerden birisi, ebenin karşısına geçer.

•3.       Öğretmen, ebeye: ‘Bir arkadaşın karşında duruyor, ellerinle dokunarak onu tanı bakalım.' der.

•4.       Ebe arkadaşının önce ‘kız mı, erkek mi?' olduğunu saçlarından, giysilerinden bulmaya çalışır.

•5.       Tanıyamazsa : ‘Öt kuşum öt.' der, o da ‘Cik cik' diye öter.

•6.       Ebe arkadaşını tanıyabilirse başarılı sayılır.

Oyunun Adı: Çin - Çan (İp Oyunu)

Araç - Gereç: İp, lastik

Uygulama:

•1.       İpin iki ucu birbirine bağlanır. İpin uzun olması gerekir.

•2.       İki kişi ayakların ipi gergin olacak şekilde yerleştirirler.

•3.       Bir kişi oradan atlar.

•4.       Atlarsa ip tekrar yükseltilir. Değerse ipi o tutar, diğerleri atlarlar.

 

Oyunun Adı: Kovalamaca

Araç - Gereç: -

Uygulama:

•1.       Bir kişi ebe olur.

•2.       Ebe, diğer öğrencileri yakalamaya çalışır.

•3.       Ebe, öğrencilere yaklaşırken ‘kemik' derlerse onlara dokunamaz.

•4.       Kemik diyemeden öğrenciye dokunursa ebelik ona geçer.

 

Oyunun Adı: Mendil Kapmaç Oyunu

Araç - Gereç: Mendil, düdük

Uygulama:

•1.       İki grup oluşturulur.

•2.       Her gruptan bir kişi ortada durur ve ellerinde mendil vardır.

•3.       Düdük çalınarak oyun başlatılır.

•4.       Her gruptan 1, kişi koşarak ortada duran kendi arkadaşlarının elindeki mendili alarak geriye döner ve 2. sıradaki arkadaşına verir.

•5.       O da mendili alarak süratle ortadaki kendi oyuncusuna teslim eder ve geri döner.

•6.       3. öğrenci de 1. öğrenci gibi yapar. Bu şekilde devam eder.

•7.       Önce bitiren oyunu kazanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Comments: 0   Views: 493   Group: General  

 SİZ
Posted by:kaanatmaca 2050 days ago 17.10.2006 22:34:45

 

 


(Bu Hikayeyi Okumalısınız)

Biz Hangisiyiz?

Bir babayla kızı dertleşiyormuş. Kızı babasına, hayatında çok sıkıntı ya-şadığından ve bunlarla nasıl baş edeceğini bilemediğinden bahsetmiş. Problemler ardı arkasına devam ediyormuş hayatında. Babası kızını dinlemiş ve;

"Gel sana bir şey göstereceğim!" diye mutfağa götürmüş. Baba, ocağın üstüne üç tane eşit büyüklükte kap yerleştirmiş. Üçüne de eşit su koymuş ve üçünün de altını aynı miktarda yakmış. Birinci kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta öbürüne de bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş. Haşlanmış havucu ve yumurtayı birer tabağa, kahveli suyu da bardağa koyup kızına sormuş:

"Ne görüyorsun?"

Kız;

"Havuç, yumurta ve kahve görüyorum!" demiş.

Kızını elinden tutup masaya yaklaş-tırmış ve daha yakından bakıp eliyle hissetmesini istemiş. Haşlanmış yu-muşak bir havuç, içi katılaşmış bir yumurta ve bir bardak kahve.

Ardından kız;

"Baba bunları bana niye gösteriyorsun?" diye sormuş.

"Bak" demiş baba. "Hepsi aynı sıcaklıkta ve aynı sürede pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdi. Havuç ilk başta sertti, güçlüydü ama kaynatılınca yumuşadı, güçsüzleşti. Yumurta çok kırılgandı ama kay-natılınca sertleşti. Bir avuç kahve sertti ama ısıtılınca gevşedi ve suya dağıldı. Yayıldıkça suya koku ve tat verdi. Şimdi söyle bakalım; Sen hangisisin?"

Peki biz hangisiyiz? Havuç gibi önce sert olup problemler ya-şanınca yumuşayan ve güçsüz-leşen miyiz? Yoksa yumurta gibi kırılgan ama sonradan problemler yaşanınca katılaşan mıyız? Yoksa kahve çekirdeği gibi problemler yaşanınca bile çevremize güzel koku ve tatlar veren miyiz?

Elbette güzel koku ve tatlar veren olmalıyız. Bunu hepimiz başara-biliriz.

 

 

 

Hafızanın zayıflamasının nedenleri ve çaresi

 

İnsan hafızasının zayıflamasına sebep olan değişik etkenler vardır. Hafıza uzmanları genel başlık altında bunları;

  1. Beyinde yeterli malzemenin (Besin,oksijen,) sağlanmaması
  2. Çalışma akışının bloke edil-mesi. Engellenmesi.
  3. Fazla televizyon seyretme
  4. Kontrolsüz hayaller kurmadan dolayı beyin kapasitesinin za-yıflatılması
  5. Sistemsiz düşünme ve hedefler
  6. Dikkat verilmemesi
  7. İlgisizlik
  8. Stres

Elbette sadece bunlar değil hafızanın zayıflamasına neden olan sebepler. Ancak beyin konusunda bilinmesi gereken şu ki; biz ona nasıl davranırsak karşılığını da aynı şekilde alacağız.

Hafızanın zayıflamasının neden-leri ve çaresi konusunda daha ayrıntılı bilgi için Psikolojik danışma ve Rehberlik Servisine başvurununz.

 

 

Rehberlik servisinden hangi konularda ve nasıl faydalanabiliriz?

 

  • ü Kendini tanıma ve geliştirme
  • ü Aile içi sorunlar
  • ü Arkadaş ilişkilerinde yaşanan sıkıntılar, problemler
  • ü Çevre ile oluşan sıkıntılar
  • ü Duygusal ilişkilerde yaşanan sıkıntılar
  • ü Gelecek konusunda yaşanan endişeler
  • ü Bir konuda verilecek karar da yardımcı olmak
  • ü Eğitim öğretim konusunda endişe
  • ü Sağlık ile ilgili problemler
  • ü Değer yargılar ile ilgili problemler
  • ü Grupla Psikolojik Danışmada verilen hizmetlerde bireysel danışma yapılabilecekler
  • ü Stresle başa çıkma
  • ü Sınav kaygısı
  • ü İletişim becerilerini geliştirme
  • ü Ergenlik Gelişimi Bireysel gelişimim hakkında bilgi almak
  • ü Verimli ders çalışma alışkanlığı hakkında bilgi almak
  • ü ..........

Bu ve buna benzer konularda Çekinmeden Psikolojik danışma ve Rehberlik Servisine gelebilirsiniz.

 

Saygılarıma...

Mahmut Avşar

Rehber Öğretmen

 

Comments: 0   Views: 548   Group: General  

 çocuk ve suç
Posted by:kaanatmaca 2050 days ago 17.10.2006 22:31:20

 

ÇOCUK SUÇLULUĞU VE ÖNLENMESİ

SUÇLULUK : Ceza hukukunun verdiği tanıma göre "suç", yasanın cezalandırdığı harekettir. Dolayısıyla ceza yasasına göre "suçlu", suça neden olan bir kabahat işlemiş bireydir.

 

ÇOCUK SUÇLULUĞU

  1. Suça Yönelen Çocuk : Sosyal çevreleri, ana- baba tutumları, kişisel özellikleri nedeniyle  suç işlemeye yatkın ve suç işleme tehlikesi içinde bulunan çocuklardır.
  2. Suçlu Çocuk : Kanunlarca suç sayılan fiilleri işleyerek, kanunun cezai hükümleri kapsamına       giren çocuklardır.
  3. Çocuk Suçluluğu : Bir çocuktaki anti-sosyal eğilimlerin yasa müdahalesi gerektirecek bir duruma dönüşmesidir.

ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN TÜRLERİ

  • 1- Zeka Geriliği veya Gelişimindeki Gerilik Nedeniyle Görülen Suçluluk : Bedensel, toplumsal ve zihinsel gelişimleri sınırlı olan bu çocuklar çoğunlukla sosyo-ekonomik düzeyi düşük, yoksul ailelerden gelmektedir. Bu tip çocuklar gerek zayıflıkları, gerekse dış baskılar sonucu suç işleyebilirler.
  • 2- Sosyal Eğitimden ve Kültürden Yoksun Olma Nedeniyle Görülen Suçluluk : Çevre çocuğun hem zihnen, hem bedenen gelişmesini destekler. Çocuğun içinde bulunduğu çevre, onun sosyal, eğitimsel ve temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa çocuk suça yönelebilir.
  • 3- Ergenlik Çağı Nedeniyle Oluşan Suçluluk : Bu çağdaki hızlı bedensel ve ruhsal değişim ile çocukluk evresine kadar uzanan yanlış eğitim ve yetersiz sevgi gibi nedenler, ergenin suça yönelmesini sağlayabilir.
  • 4- Bozuk Aile Düzeninin Neden Olduğu Suçluluk : Çocuk, birlikte yaşadığı ailenin kötü sosyal davranış örneklerini, ailesinin ve çevresinin kusurlu yanlarını benimser ve öğrenir. Dolayısıyla da suça yönelebilir.
  • 5- Organik Koşulların Neden Olduğu Suçluluk : Sara, beyin iltihabı gibi tümüyle organik koşullara karşı bir tepki olarak davranışın kontrol edilmemesi dolaylı olarak suçu oluşturabilir.
  • 6- Yoksulluğun Neden Olduğu Suçluluk : Yaşamının büyük bir bölümü yoksullukla geçmiş, çabuk ve kolay yoldan bu durumdan kurtulmak isteyen çocuklar suça yönelebilirler.
  • 7- Bilinçsiz Olarak Yapılan Davranışların Neden Olduğu Suçluluk ( Nöratik Suç ) : Nöratik kişilik bozukluğuna bağlı, bilinçsizce yapılan anti-sosyal davranışlar sonucu suçun işlenmesidir.
  • 8- Psikopatik Suçluluk : Anti-sosyal kişiler, ahlak açısından yozlaşmış, bozulmuş kişiler, kleptomaniler ve eşcinsellerin dahil olduğu bu gruptakiler suç işleyebilirler.

 

SUÇA İTİLME NEDENLERİ

Çocuk suçluluğu, sanayileşme ile orantılı olarak artış göstermiştir. Sanayileşme sonucu hızlı ve düzensiz kentleşme, işsizlik, gelir dağılımında eşitsizlik ve geleneklerde sarsılma oluşur.

            Bu etkenler, aile ve bireylerde suça yatkınlığa neden olur. Köyden kente göç, çocuklar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.

            Köy ve kentteki insan ilişkileri, değer yargıları farklıdır. Bu iki yerleşim biriminin gerektirdiği beceri, bilgi ve deneyimler birbirine uymaz. Kente gelen köy çocuğunun kent güçlüğünü yenmesi, engelleri aşması güçtür.

            Gençlik çağında ise bireyler, yasaların suç saydığı davranışları daha fazla gösterirler. Çünkü bu dönem biyolojik, Psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik dönemi, düzensiz, dengesiz ve çocuklar için yaşanılması zor bir evredir. Ergen hızlı bir bedensel değişim ve gelişimin eşiğindedir. Bu hızlı değişme ve gelişme, önemli bir kaygı kaynağı oluşturur. Genç sürekli olarak kendini ve yerini aramaktadır. Yerini arama çabasında olan genç, özdeşleşme, sorumluluk, özerklik sorunlarına çözüm arar.

            Çözüm, gencin içinde yaşadığı kesimin özelliklerine, özdeşim kurduğu bireyin özelliklerine göre değişik olur. Özdeşleşme, bireyin içinde bulunduğu grubun bir üyesinin duyuş, düşünüş ve davranışlarını izlemesi, onu taklit etmesi, kişilik yapısı bozuksa bu kötü davranış örneğinin gence yansıması demektir. Bunun sonucunda suçluluk oluşmaması için çocuklara ve gençlere, yetişkinlerin rehberlik etmesi gerekir.

            Bireyin toplumsal değer hükümlerini kazandıran, ona ilk sosyal deneyim fırsatını veren aile ortamının gelişim sürecindeki önemi büyüktür. Öncelikle ailelerin çocuklarına karşı takındıkları olumsuz tavırlar çocuğun oluşturacağı kişilik yapısını belirler. Örneğin ; Aşırı hoşgörü ve düşkünlük çocuğu bencil yapar ; Aşırı koruma çocuğu diğer kimselere bağımlı, güvensiz bir kişi yapar ; Reddedilen, istenmeyen çocuk sinirli, zayıflara ve küçüklere karşı düşmanca duygulara sahip bir birey olabilir ; Baskı altında bulundurulan çocuk çekingen, aşırı duyarlı, başkalarının etkisinde kalan bir yapıya sahip olabilir.

            Ailenin disiplin anlayışının tutarsızlığı, cezaya yer verilmesi, aşırı sert ve otoriter tutum, hoşgörüden uzak ve baskılı disiplin uygulaması ile çocuğu tümüyle dürtü ve isteklerinin doğrultusunda serbest bırakan, aşırı hoşgörülü ya da umursamaz bir yetiştirme tarzı, yanlış ve zararlıdır. Çocuğun sağlıklı bir ruhsal ve toplumsal gelişme göstermesi için ailenin tutarlı bir disiplin uygulaması ve belli ölçüde otoritenin, denetimin varlığı bulunmalıdır.

            Bozuk aile yapısı da çocuk suçluluğunda önemli etkenlerden biridir. Yıkılmış ya da parçalanmış ailelerden gelen çocuklar ile geçimsizliğin, sürekli karı-koca kavgasının olduğu, babası içki kullanan veya işsiz olan ailelerden gelen ve ailede suçlu bireylerin bulunması durumunda da çocuk suça yönelebilir. Çünkü suçluluk öğrenilen bir davranıştır. Anne yoksunluğu veya düzensiz anne-çocuk ilişkisi çocuk suçluluğuna yol açabilir. Bebeklikte anne bakımından yosun çocuklarda hem fiziksel hem de ruhsal gelişim geriliği görülür. Çocuklar daha küçükken anne sevgisini ve ilgisini kaybetmemek için uslu durmayı, annenin istediği gibi davranmayı öğrenirler. Yani toplumsal davranışların öğrenilmesinin temelinde anneye duyulan sevgi ve bağlanma vardır. Bu sevgi ve bağlanma gelişmemişse çocuk toplumsal davranışları da öğrenemez. Başlangıçta anneye bağımlı olan çocuk, özellikle kişilik gelişimi için koruyucu ve gözetici bir babaya muhtaçtır. Baba, otorite ve toplumsal değerlerin temsilcisidir. Baba yokluğu, otorite boşluğu veya örnek olacak kişilik eksikliği yaratabilir.

 

ÇOCUK SUÇLULUĞUNUN ÖNLENMESİ

  • İlk çocukluk yıllarında çocuğa karşı tutarlı davranmak, onun zararsız davranışlarına müdahale etmemek, hareket alanını fazla kısıtlamamaya dikkat etmek, ama bazı kurallara uyulması gerektiğini hissettirmek gerekir.
  • Çocuk, anne ve babasının pek çok davranışını taklit eder. Çocukların yanında saldırganca davranışlarda bulunulmaması, yalan söylenmemesi ve çocuğun yalan söylememeye teşvik edilmesi yararlı olur.
  • Oyunun toplumsallaşmada önemli bir yeri vardır. Oyun oynamak çocuğa işbirliğini, toplu yaşam için gerekli kuralları öğretir.
  • Bu yüzden çocukların yeteri kadar oyun oynamalarına izin verilmeli, fakat oyun arkadaşlarının seçiminde çocuğa yardımcı olunmalıdır.
  • Her türlü maddi cezadan, özellikle dayaktan sakınılmalıdır. Dayak atılan çocukta düşmanlık hisleri gelişir.
  • Anne-baba özellikle uygulayacağı disiplin yönteminde tutarlı olmalıdır. Aşırı sert ve otoriter, hoşgörüden uzak, baskılı bir disiplin uygulamasının yanlışlığının yanında, umursamaz bir yetiştirme tarzı da yanlıştır.
  • Çocuğun zorunlu temel ihtiyaçlarının asgari düzeyde karşılanması, çocuğa yetecek kadar harçlık verilmesi, gerekli araç ve gereçlerin alınması gerekir.
  • Çocukluk yıllarında anne-babalar, çocuklarıyla arkadaşça bir diyalog kurmayı başarırlarsa, ergenlik döneminde de bu diyalog sürer ve ergenlik dönemi sorunları daha kolaylıkla çözülebilir. Bu nedenle ailenin öncelikle çocuklarını tanımaları, onların ilgi ve yeteneklerini bilmeleri, onlara kendilerine yeter duruma gelebilmeleri için fırsat hazırlamaları ve özellikle çocuklarının sorunlarına arkadaşça kuracakları diyalog yardımıyla eğilmeleri gerekir.
  • Anne-babanın, çocuğunun boş zamanlarını değerlendirmesinde ona rehberlik yapması, okuyacağı kitapların, seyredeceği filmlerin seçiminde çocuğa yardımcı olması gerekir. Eğer çocuğun, saldırganlık tepkilerini harekete geçiren film ve dizileri izlemesi engellenemiyorsa, anne-babanın bu tip programları çocukla birlikte izlemesi ve daha sonra programın iyi ve kötü yanları hakkında kısa bir söyleşi yapmaları yararlı olabilir.
  • Çocuğa her yaşta sorduğu cinsel bilgiler uygun bir dille verilmeli, kız-erkek arkadaşlıkları kontrollü bir şekilde teşvik edilmelidir.
  • Her şeyden önemlisi, çocuklar ve gençler yeteri kadar sevilmeli, kişiliklerine saygı gösterilmelidir.

 

ÖĞRETMENE YÖNELİK ÖNERİLER

  • Okulun toplusallaştırma görevi genellikle sınıf içinde yerine getirilir. Öğrencinin benimseyeceği değer yargıları ve tutumları açısından öğretmenin rolü büyüktür. Öğrencinin grup içinde kendini geliştirmesinde öğretmen iyi bir rehberdir.
  • Öğretmen, sınıfta adaletiyle olduğu kadar sırdaşlığı ile de bir model oluşturmalıdır.
  • Öğretmen sınıfta bütünlüğü sağlarken, sevgi temeline dayalı bir saygıyı da oluşturmalıdır. Öğrencinin eksik ve yetersiz yönlerini vurgulamak yerine başarılarını kendisine hareket noktası yapmalı, sınıf içinde kıyaslama yapmamaya, aşağılayıcı sözler kullanmamaya özen göstermelidir.
  • Öğretmen kan davası, başlık parası gibi kültür kalıplarının olumsuz yönlerini sergilemeli, buna karşılık toplum yararına olan kültür kalıplarının benimsenmesini sağlamalıdır.
  • Öğretmen, çocuğun özdeşleşme modeli olarak sevecen, anlayışlı, geniş görüşlü, özgür düşünceli, aydın ve çevresel etkinlikleri izleyen bir kişi olmalıdır.
  • Öğretmen, ergenlik dönemi özellikleri ve sorunlarını bilen, ergenin özel sorunlarına eğilebilen bir birey olmalıdır.
  • Çocuğun suç işlediği durumlarda ( hırsızlık, yalan söylemek gibi.) mümkün olduğu kadar kendisi ile konuşulmalı, yaptığının yanlış olduğu anlatılmalı, başkalarına teşhir edilmemelidir. Ayrıca çocuğun suç işlemesinin ana nedeni ortaya çıkarılmalıdır. Nedenler giderilmezse, davranış alışkanlık haline gelir. Nedenlerin bilinmesi ve giderilmesi çözümü kolaylaştırır.

 

NOT : Aşağıda konuyla ilgili beğeneceğinizi umduğum bir yazı var...

 

 

 

 

 


Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,

Kınama ve ayıplamayı öğrenir.

 

Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse,

Kavga etmeyi öğrenir.

 

Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,

Sıkılıp utanmayı öğrenir.

 

Eğer bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmişse,

Kendini suçlamayı öğrenir.

 

Eğer bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse,

Sabırlı olmayı öğrenir.

 

Eğer bir çocuk desteklenip yüreklendirilmişse,

Kendine güven duymayı öğrenir.

 

Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,

Takdir etmeyi öğrenir.

 

Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse,

Adil olmayı öğrenir.

 

Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,

İnançlı olmayı öğrenir.

 

Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,

Kendini sevmeyi öğrenir.

 

Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,

Mutlu olmayı öğrenir.

Comments: 0   Views: 245   Group: General  

Who is active on the site?
Anonymous: 5, Registered: 0 (?)
Abuse | Hosted by MyLivePage | | © Kolobok smiles, Aiwan